Ne yazık ki iddia edilen Ergenekon Terör Örgütünün siyasi uzantıları henüz deşifre edilmiş değil. Yurtdışında kaçak yaşayan, siyasete bir şekilde “bulaşmış” firari isimleri ya da siyasi yelpazenin uç noktalarında yer alan marjinal partinin genel başkanını Ergenekon’un siyasi uzantının tamamı olarak değerlendirmek yanıltıcı olur.
Bu kişiler bir dönem siyasetin içinde yer almışlar ancak siyasetin belirleyici ve merkezi konumunda olmamışlardır. Dolayısıyla kaçak ve marjinal parti mensuplarına bakarak “siyasi ayağın” deşifre olduğunu düşünmek yanıltıcı olur.
Siyasi ayağın deşifre olması “1 Numaraya” giden yolun açılması anlamına da gelecektir. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütünün en önemli kilit noktası siyaset ayağıdır.
ETÖ’ nün “koordinasyonu” ve “kara kutusu” siyaset ayağıdır.
Bir benzetme yapmak gerekirse; sahada kullandıkları tetikçileri, manipülasyon ve kara propaganda yapmak için kullandıkları gazeteci, yazar, üniversite ve sivil toplum örgütleri ve üyeleri ile üniformalı veya para-militer “muvazzaf” elemanları “mavi yakalı” ise bu oluşumun siyaset ve siyasetçi ayağı “beyaz yakalı” olanıdır.
“Patrona” ulaşmak için “beyaz yakalının” açığa çıkarılması zorunludur.
“yukarıdan” ve “1 Numaradan” gelen “operasyon” emirleri, siyaset ve siyasetçi eli ile daha alt ve ilgili birimlere iletilerek örgütün amaçlarına ulaşmasında koordinasyon görevi bu ayak tarafından yerine getirilmiştir.
Siyasetin merkezinde yer almış iddia edilen ETÖ bağlantılı siyasetçilerin, bu örgütü koordine etme dışında çok daha önemli ve koordinasyon görevinin çok ötesinde başka “görevlere” sahip olduğu günümüzün bakış açısı ile çok daha net bir şekilde görülebilmektedir.
Örneğin, toplumun büyük çoğunluğunu ve ana gövdesini oluşturan, cuntacılar tarafından partisi kapatılıp lideri hukuk cinayetine kurban edilen Demokrat Parti’nin doğal tabanı olan mutedil ve muhafazakâr seçmene kırk yıl boyunca “siyasi münafıklık” yapmak gibi.
Oturduğu Demokrat Parti tabanına dayanarak ülkeye kırk yıl kaybettirdikten sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğunda darbecilerle işbirliği yaparak halkın iradesini gasp etmek gibi.
Yıllarca kendisini “Menderes’in Avukatı” olarak yutturduktan sonra “emanetçi” kimliği ile 28 Şubat sürecinde içinde bulunduğu partiyi parçalayarak milletin iktidarına engel olmak gibi.
Merhum Özal’ın partisini ele geçirdikten sonra partisini liberal-sol çizgiye çekerek 28 Şubat’ın despotik uygulamalarından olan, İmam Hatip Liselerinin üniversiteye girmelerine engel olacak kesintisiz sekiz yıl eğitimi bu millete dayatmak gibi. Ya ad devlet tarafından kurularak denetlenen bu okul mensuplarına “yarasalar” diye hakaret etmek gibi.
Bu ”müflis” siyasetçimiz şimdilerde Yunanistan ile aramızda savaş çıkarmakla meşgul.
Yine geniş katılımlı, geniş tabanlı bir parti ve iktidar oluşturma adına Ak Partiden milletvekili ve bakan yapıldıktan sonra mecliste grup oluşturacak sayıdaki ekibi ile birlikte ayrılarak kendisini milletvekili ve bakan yapan partiye “bela” olmak gibi.
2007’de meclisin Cumhurbaşkanı seçmesini engellemek için cuntacılar ve hukuk katilleri tarafından uydurulan 367 safsatasına destek vermek amacıyla meclise girmemek gibi.
Şimdilerde bu “müflis” siyasetçimiz ise kendisini meclise taşıyıp bakan yapan muhafazakâr çoğunluğa hakaret etmekle meşgul.
Siyaset sahnesinden millet tarafından el çektirilip müflis duruma düşen “beyaz yakalıların” deşifresi mümkün olduğunda, işte ancak o zaman “1 Numaraya” ulaşmak mümkün olacaktır.
Ne yazık ki bazı “beyaz yakalıların” gerçek yüzünü görmek için kırk yıl gibi zaman geçmesi gerekmiştir. Yani kendilerini öyle ustalıkla milletten gizlemeyi başarmışlar ki kırk yıl boyunca “siyasi münafıklıkları” fark edilememiş.
Yorumlar