Buz gibi yaşanmışlığın dış kapısında duruyoruz.
Hayallerimizin gerçekle savaşının tam ortasındayız.
Yarına uzanması gereken adımlarımız mıh gibi saplanmış şehrin bozuk kaldırımlarına.
Hayat denen sonsuzluk kelimesine pranga vurduğumuzun farkına varmadan nefes alıp vermekteyiz.
Etrafımızda yeşeren kader tomurcuklarının çiçek vermesini beklemeksizin,ihtiras ağacının yalancı gölgesine çömelmiş duruyoruz.
Yolcuyuz aslında…
Gidenin gittiği yerden hiç haber yollamadığı garip ve bir o kadar anlamlı seyahatin ücretsiz yolcularıyız.
Ulvi gayedeki muhteşem organizasyonun en önemli aktörleriyiz aslında.
Bazen bir çocuğun ağlamasındaki masumiyetin,bazenbir kalpsizin ellerinde son bulan soğuk bir bedenin şahitleriyiz.
Bir gün ışığı göz kamaştıran aydınlığa gülümserken,birgün içimizi üşüten bir fırtınaya kapılırız.
Nedenleri kendimize siper edip en cevapsız sorularlaboğuşmaktan,evrenin muhteşem cevabına kör kalıyoruz çoğu zaman…
Geldik,gidiyoruz işte…
Önümüze çıkan fırsatları,daha iyisini buluruz düşüncesiyle ne de hoyratça harcıyoruz değil mi?
Çılgınca arayışına çıktığımız Ab-ı Hayatın bir efsaneden ibaret olduğunu anladığımız gün öleceğiz aslında.
Kelimeleri arasında boğulduğumuz aşk şiirlerinin tamamının O’na yazıldığını anlamak için neyi bekliyoruz?
Bazen bir şehrin çatısından sızan iki damla keder oluyoruz gözyaşlarıyla.
Ve bir bakmışsınız aynı şehrin loş ışıklı gecekondusunda sessiz sedasız haykıran huzur…
Karşıtlarıyla bizi şaşırtan yaşamın kenarında dolaşıyoruz çoğu kez.
Hayatın ortasına atılan her adımın yanılgısıyla yeniliyoruz bazen.
Boşlukta kalmanın,dehşetengiz ve dipsiz kuyusunda ünlem işaretlerinin önüne atıyoruz kendimizi bazen.
Yaşama bir gaye yüklemenin idrakine varamayışımızdandır tüm yenilgilerimiz.Ve yenilmeyi kabullenmiş zihinlerimize direnen hantal bedenlerimiz…
En başta dediğim gibi dostlar…
Buz gibi yaşanmışlığın dış kapısında duruyoruz.
Bir tık ötesinde yaşıyoruz hayatın…
Şimdi kapısına dayandığımız ‘yeni bir hayatın’ hazzını yaşamak için ‘adım atma’ zamanıdır…
Yorumlar